25 Nisan 2015 Cumartesi

İznik Ultra /2015

Geçtiğimiz 2 yılda İznik'te 2 kere 80km koştuğum ve yarışlardan çok güzel anılarla ayrıldığım için aylar öncesinden,hatta kayıtların ilk açıldığı dakikalarda İznik'te 136km koşmak için kayıt olmuştum. Kendi adıma söylemem gerekirse bu tarz zorlayıcı bir yarış için kayıt olmamışsam heran ''kayış yarma,cayma'' ihtimalim var. Hızlıca kayıt işlemini halletmek,belki de bu şekilde aylar önceden halletmek benim şu ana kadar üretebildiğim en güzel çözüm:)
Aylar öncesinden kendime böylesine zorlayıcı bir mesafe seçtiğim için hem çok heyecanlı, hem de güzel bir antrenman periyodu geçirmek için çok hevesliydim.(haftalık şu kadar koşarım,haftasonları bu kadar uzun yaparım, haftalık şu kadar vakit ayırırım vs..) Ancak haftalık antrenman süresini hesaplarken çok bonkör davrandığımı daha ilk haftalardan anladım ve hazırlık süreci boyunca bir türlü istediğim hacimlerde haftalık mesafelere ulaşamadım. Yarışa 2 ay kala katıldığım Çekmeköy 30km Mud Challenge, Geyik koşusu 28km ve 1 ay kala koştuğum Paris Eco Trail 50km yarışa hazırlık sürecinde yapabildiğim en kaliteli antrenmanlardı. Bunun dışında 3 hafta kala Florya Atatürk ormanında 30km ve ertesi gün Geyik parkurunda, inanılmaz bir çamurun içinde yaptığım 28km'lik koşu verimli antrenmanlardı. Aslına bakarsanız bu durum benim için çok karamsarlık oluşturmuyordu. Çünkü önceki senelerde de antrenmanları istediğim gibi yapamamış ve kendimi tam hazır hissetmeden 2 kere 80km koşmuştum. Dolayısıyla bunu artık çok stres yapmayacak kadar tecrübeliydim. Beni esas korkutan şeyler, daha önce hiç gece başlayan bir yarışa katılmamış olmam ve daha önce hiç bu kadar uzun sürecek bir yarışa katılmamış olmamdı.

 
(Aksiyon fotoğrafları)

Yarış haftası bende inanılmaz stres oluştu. Sürekli yarışı bitirememe senaryoları kafamda dolaşıyordu. Geçen senelerdeki sonuçlara baktığımda 90-120km'ler arası bırakanların daha yoğun olduğunu görüyor, buna karşılık hem ne yapabileceğimi düşünüyor hem de yarışı bırakma senaryosuna karşılık bende oluşacak yıkıma kendimi hazırlıyordum. Derken Aykut Çelikbaş'ın yazdığı ''Zebralar neden ülsere yakalanmaz'' yazıyı daha önceden okuduğumu hatırladım ve son hafta neredeyse hergün bir kere daha okudum. Herhalde yarış hazırlığı sürecindeki en verimli haftam bu olmuş ve en yararlı antrenmanlarımı bu yazıyı okurken kafamdan geçenlerle yapmışımdır.
Yarış yaklaşırken kafamda bir sürü olumsuzluk dönüp dolaşırken, beni yarışta tutacak bazı güzellikler de vardı.
Ultra maratonların sessiz kahramanı,sakin insanı Gürhan Akdağ ile birçok antrenmanı beraber yapmış, geçtiğimiz yıllarda İznik 80km'de beraber koştuğumuz gibi bu yarışta da beraber gitmeyi planlamıştık. Gürhan ile böylesine zorlayıcı bir yarışı koşmak benim için inanılmaz bir motivasyon kaynağı olacaktı yarış esnasında.

Yarış günü İznik'e 18:00 gibi ulaştık, hızlıca yarış kitlerimizi alıp, yine hızlıca makarna partisinde tanıdıkları selamlayıp otelimize gittik. Saat 22:15'e kadar uyumayı planladık ama uyku çok mümkün olmadı. Çok heyecanlıydım ve bunu nabzımın atışından bile hissediyordum. Çok detaylı bir şekilde giyeceklerim, yanıma alacaklarım ve drop-bag için bırakacaklarımı hazırlayıp yarış alanına doğru yola çıktık.

00:05 gibi yarış başladı. Yarış öncesi yarış içi planları hakkında konuştuğumuz Serkan İmrak'da bize katıldı ve 3 kişi gecenin bir yarısı İznik'den ve ışıklardan yavaşça uzaklaşmaya başladık. Hemen arkamızdaki ambulansın farları yarışa son üçlü olarak devam ettiğimizi bizim yüzümüze vuruyordu her an:))  Halbuki tempomuzda 7:00 dk/km'ydi ki, böylesine uzun ve zor bir yarış için çok yavaş bir başlangıç değildi. 6:30-7:00 dk/km'lik geçişlerle ilk kontrol Dikilitaş'a geldik ve su ikmaline bile gerek görmeden devam ettik. Bi sonraki istasyon 27.km Boyalıca.. Boyalıca'ya da geçişin zor olduğu,çamur birikintilerinin olduğu dar bir patikayı ve hafif bir çıkışı saymazsak  yine aynı tempoda devam ediyoruz. Bu sırada 2-3 kişi geçtik veya bize katıldılar. Sonuncu olarak istikrarlı bir şekilde devam ediyoruz. Boyalıca'da biraz yiyecek,su ikmali ve 2-3 dakika nefeslenmeden sonra devam ediyoruz. Bir sonraki durak 38.km Ilıca...

Organizasyonun sitesinde bakınca çok korkutucu durmayan, ufak bir tepecik gibi duran yokuş bu etapda. Son ana kadar bende bu yokuşu çok önemsememiştim. Yarışa 2-3 saat kala Gürhan'ın hazırladığı eğim grafiğine bakınca tehlikenin farkına varmıştım. Ufak bir tepecik gibi duran yokuş,Gürhan'ın farklı bir kaynakla daha detaylı hazırladığı grafikte çok tehlikeli duruyordu. Bunun kritiğini Gürhan'la da yaptık.
Yarışa dönecek olursak, Boyalıca istasyonunda önümüzdeki yokuş hakkında sorduğumuz soruya ''hiiç korkmanıza gerek yok, ben hergün çıkıyorum'' diyen gönüllü arkadaş bizi rahatlatmıştı. Ama grafik öyle demiyordu, nitekim 45-50 dk sonra gerçeklerle yüzleştik.
Şöyle bir yokuş düşünün; yukarıya doğru yürümek istiyorsunuz, adımlarınızı kestiğiniz anda geriye doğru gidiyorsunuz. Özellikle son kısmı gerçekten çok zorlayıcıydı. Gecenin 03'ünde nabız uzun süre 170bpm'lerden aşağı düşmedi.Zirveye ulaştığımızda çok mutluyduk:) Parkurun geri kalanında kazandığımız bu yüksekliği geri vererek Ilıca kontrol noktasına ulaştık. Bu istasyon biraz daha fazla kalabalıktı. Biraz yiyecek, biraz içecek ve 3-5 dakika nefeslenme,muhabbet,tekrar yollara düştük. Bundan sonraki istasyon 53km Anaçayırı ve esası 58.km Örnekköy... Ilıca'dan çıktıktan 2-3 km sonra birini geçtik. Geçtiğimiz kişi temposunu arttırıp bizim tempoya yaklaştı ve yaklaşık 4-5 km kendisiyle hiç konuşmadan gittik. Bu süreçte Serkan,ben, yarış esnasında tanıştığım Ceyhun abi ve Gürhan sırayla öne gelip tempo yapıyor,yürümeyle koşu arası tercih yapmak isteyen grubu koşmaya zorluyordu sırayla.. Yeni katılan arkadaş ise sürekli en arkada, her an gruptan düşecekmiş gibiydi. Bu arada muhabbete başladık ve kendisinin daha önce İzmir'de çalıştığını, şu an Amerika'da yaşadığını ve aslen Amerikalı olduğunu öğrendik. Amerikalı arkadaşımız grup içinde koşarken kafa lambasını da kapamıştı. Bu ve diğer anlattığım olaylar doğan güneşle birlikte 2-3 saat boyunca neşemizi en üst seviyede tutacak olaylardı. Bu sırada uzunca bir süredir 3-4 metrelik bir patikada ilerliyor ve ara ara birilerini geçiyorduk. Önümüzde ilerleyen birini görünce grup olarak canlanıyor,doğan güneşe karşı naralar atıyor ve yakaladığımız koşucuyu şakayla karışık geçmeye çalışıyorduk. Amerikalı hala grupta... Serkan'la peloton muhabbeti yapıyor, kalabalıklaşan grubumuzun bir pelotona döndüğünü, kaçanları tek tek yakalayacağımızı konuşuyor, keyifleniyorduk. Derken dar patikada 150-200 metre önümüzde 3 kişilik bir grup gördük. Grup olarak tekrar naralar atarak tempoyu hafifçe arttırdık, ve önümüzdeki grubu yakaladık. 3 kişilik yabancı bir ekipti.Yanılmıyorsam Cezayir dediler. Yarışın şu ana kadar harika geçtiğini söylediler,ben de ek olarak ''esas bundan sonrası için makinalarınızı ayarlayın,şahane yerlerden geçeceksiniz.'' dedim. Bir süre beraber devam ettikten sonra Cezayirliler önümüze geçtiler ve arayı biraz açtılar. O ana kadar arkamızda duran Amerikalı hafifçe tempoyu arttırarak ön grupla kontak kurdu. Ve bu Amerikalı'yı gördüğümüz son andı..

foto:(Ezgi Özek İmrak)

Bizim gruptaki Amerikalıyla alakalı geyik muhabbet bu noktada başladı.
-Adam bizi kullandı, gitti.
-Şimdi Cezayir'lileri sömürecek.
-Yakalarsam bir çift laf söyleyeceğim.
-Bu bize yapılır mı? vs.. gibilerden türlü türlü laflar ortaya atarak gülmeye çalıştık. Galiba kafayı dağıtmaya ve biraz gülmeye ihtiyacımız vardı.

Saat 8 gibi Örnekköy kontrol noktasına ulaştık. Herkes hızlıca üstünü değiştirdi,gerekli ikmaller yapıldı, tazelenildi.


foto:(Ezgi Özek İmrak)

80km yarışına başlıyormuşuz gibi tekrar start verdik. Bir sonraki durak Solöz ve Solöz burnu. Tamamen göl kenarında ve son kısmında zeytinliklerin arasında ilerleyeceğimiz,kazanımın olmadığı keyifli bir etap. Hafif tempo koşarak devam ediyoruz. Bu arada eşini gören Serkan, elde ettiği moralle tempoyu arttırıyor. Serkan'ın tempoya uymaya çalışıyoruz ama ara ara yürüyüş molaları vermemiz gerekiyor, yetişemiyoruz. Serkan'ı Solöz'deki kontrol noktasında yakalıyoruz.


Usain Bolt.. Seni bu mesafelere bekliyoruz:))
foto:(Ezgi Özek İmrak)




Organizasyon bi sonraki yarışta bizim yediğimiz,içtiğimize kota koyar kesin:))
 foto:(Ezgi Özek İmrak)


Sıradaki istasyon Narlıca..Önceki 2 senede edindiğim tecrübe şuydu; Solöz-Narlıca arası süre olarak en uzun etap ve kesinlikle su problemi yaşıyorsunuz.Geçen senelerde patikalardaki çeşmeler imdadıma yetişmişti. Ama bu sefer etabın daha zor olacağını düşünüyordum. Çünkü parkur ters. Çıkışlar ve inişler 130km'lik yarış grafiğinden  bakınca simetri gibi duruyor ama Narlıca'dan Solöz'e giderken çok sert bir yokuş çıkıyorsunuz ve yaklaşık 3-5km'de 700m'yi kazanıyorsunuz. Daha sonra Solöz'e inerken eksi ve yumuşak eğim nispeten koşmanıza imkan veriyor. Halbuki şimdi Solöz'den tırmanmaya bir başlayacağız, neredeyse 10km tırmanacağız ve sonra 3-5 km'de 600-700m ineceğiz. Tırmanırken koşmak mümkün değil, inerken ise bu sefer hiç mümkün değil. Haa!! Gault buradan inerken de koşmuş ama mevzumuz Gault değil:)) Açıkçası bu yüzden bu etabın daha zor,daha uzun ve daha kırıcı olacağını düşünüyordum. Derken başladık.





Asfaltla vedalaşır vedalaşmaz tırmanış başlıyor. Bu arada benim bir gözüm saatte,80km'ciler başlayalı neredeyse 1 saat oldu diyorum. Hedefim; Paris EcoTrail'de farklı parkurlarda olmamıza rağmen yarışın son km'lerinde yanımdan uçarak geçen Emmanuel Gault'u yarış içinde 10sn'liğine de olsa durdurup bir foto çekebilmek. Yokuşta Gürhan ve ben daha hızlıyız, Serkan'ın bizi inişte yakalayacağını hesap ederek tempomuzu koruyor tırmanışa devam ediyoruz. Derken arkadan bir ses geliyor,''Kaan, Gault geliyor:))''
Gault'un,3 kişilik bir grupla o acımasız eğimde 4:30-5:00 dk/km tempoyla hızlıca bana yaklaştığını gördüğüm an, düşündüğüm şeyin imkansız olduğunu anlıyorum.Yanımdan geçtiği kısacık 3-5 sn içinde aşağıdaki fotoğrafı çekebiliyorum. Adam boşuna Gault olmamış, helal olsun valla!!

foto yanıltmasın,ciddi tırmanıştayız...

Yarışa dönersem, aynen düşündüğümüz gibi Solöz-Narlıca arası kırıcıydı. Hava ısındı, güneş kavurdu, su bitti, Gault geçti, bacaklar bitti ama yokuş bitmedi. Hesaplarımıza göre Narlıca'ya yaklaşmıştık ama hala inişe başlamamıştık. Derken geçen senelerden hatırladığımız bir yol ayrımına geldik ve sert bir şekilde iniş başladı. İnişin bu denli sert olması benim için koşmayı imkansız hale getirmişti. Hızlı inişler sonu yaşadığım hayal kırıklıklarından tecrübeliyim, elimden geldiği kadar bacaklara ekstra yük bindirmeden inmeye çalışarak Narlıca'ya ulaşıyorum.

Arkamdakiler Turkey pro team(Cemil Gökçe,2:48-Berlin Marathoner, Mert Derman, Ritim )
 
 
İstasyondaki sıcak çorba,besin ve içecek takviyesi iyi geliyor. O arada 80km parkurundan Nejdet abiyi görüyorum. Bu istasyonda 25 dakika kadar vakit harcayıp tekrar yola düşüyoruz.

Sıradaki istasyon Müşküle köyü. Asfalt yoldan devam edip Müşküle köyüne ulaşıyoruz. Ve yarışın en kırıcı etaplarından bir diğerine başlıyoruz,yeni hedef Süleymaniye köyü..

Örnekköy-Solöz arası
(parkur boyunca bu güzellikte manzaralara doyuyorsunuz)

Bu rotada yapılan değişiklikler yarış esnasında 100km'nin üstüne eminim kimsenin hoşuna gitmemiştir. Çık,çık, bitmiyor. Bitti diyorsun ama bitmiyor:) Yarışın bu etap da dahil olmak üzere geri kalanı tam bir zihin harbi şeklinde geçiyor. Bu arada ayaklar iyiden iyiye su toplamış vaziyette, çorapları çıkarıp ayakların haline bakmaya korkuyorum resmen. Ve bu arada bu su toplama olayının beni yarış dışı bırakıp bırakmayacağını düşünüyorum. Gürhan'la aramızda şöyle bir konuşma geçiyor.
-''Ayakların nasıl, benimkiler berbat,su toplaması her adımda acıtıyor.''
-''Bende de durum aynı.''
-''Ne yapacağız,bu durum bizi yarışı bıraktıracak kadar ilerler mi?''
-''Su toplamasından dolayı yarışı bırakmayız.'' diyor. Ve açıkçası olaya noktayı koyuyor. Likya yolu ultramaratonunda yaşadıklarını anlatıyor. Ve o andan itibaren ayaktaki acılar eskisi kadar çok acıtmıyor. Süleymaniye istasyonunda ekstra fazla kalıyoruz. Artık geride kalan km'ler için sabrederek olabildiğince hızlı ilerlemeye bakmalıyız diye plan yapıyoruz.


 
(Aksiyon fotoğrafları)

Ultra demek bi bakıma sabır demek.En azından benim için bu yarışta böyle oldu. İçinde ciddi kazanımın olduğu 40-50km üzeri bir parkuru benim limitlerimde,nabzımı zorlayarak koşmam mümkün değil.Bazen yürümeliyim,bazen koşmalıyım,bazı istasyonlarda gereksiz yere 5-10dk fazla takılıp moral motivasyon kazanıp tekrar yarışa tutunmalıyım. Sürekli kontrollü, kendini frenleyerek, bi bakıma sabrederek yarışa devam etmeliyim. Yeri geliyor 5km'lik bir etabı 1 saatte katediyorum. Buradaki kilit nokta, kendini yarışa devam edemeyecek şekilde hırpalamamak ve istikrarlı bir şekilde devam etmek!!

 
(Aksiyon fotoğrafları)

Bir sonraki ve son istasyon Derbent.. Uzun bir etap oluyor. Derbent'e yaklaşırken hava artık iyice kararıyor ve tekrar kafa lambalarımızı takıyoruz. Derbent'te 5-10 dakika ikmal ve nefeslenme. Tekrar devam. Bu arada bu noktada malzeme kontrol yapılıyor. Yağmurluk ve bardağımı gösteriyorum.

Eğim grafiğine bakarsak yaklaşık 15km'de 700metre ineceğiz ve yarışı bitireceğiz. Ama yokuşlar devam ediyor. Gerçekten son km'ler çok zor. 5km'lik bir yol için ortalama süre 1 saatlere çıktı ve artık su toplamaları dayanılacak seviyeyi geçeli çok oldu. Yine de kendimize gülecek bişeyler bulmaya çalışıyoruz. Gürhan bir daha asla bu mesafelerde yarışmayacağını söylüyor, ben de kendi adıma onaylıyorum. Sonra Gürhan'a 2 sene önce koştuğunda da aynı şeyleri söylediğini söylüyorum. Gülüyoruz. Bu şekilde yürüyerek İznik içine kadar geldikten sonra ben artık bu yarışı bitirebileceğime inanmaya başlıyorum. Aslında yarışın başından beri elbette bu inancım vardı ama fıtrat olarak, her zaman temkinli olmayı tercih ediyorum. Bu özellik yarışlarda bitirmeme yardımcı olurken, belki de bi bakıma limitlerimi görmemi engelleyerek dezavantaj da oluşturuyor olabilir.



23saat 29 dakika sonra başladığımız yerdeyiz. Benim için muhteşem bir başarı..  Yarıştan hemen sonra klasik ''bir daha asla bu mesafeleri koşmam'', ''bana yarış demeyin'', daha da ileri giderek ''bir daha koşmam'' gibi sözler sarfettiğim doğrudur. Ama istatistikler bu söylenenlerin yarış ertesi maksimum 3 gün etkisinin sürdüğünü gösteriyor:)) (bakınız: Gürhan)

 
(Aksiyon fotoğrafları)

Bu yarış ve bu mesafe için çıkarılacak dersler, bi kenara yazılacak notlar elbette var. Özetlemek gerekirse;
-Ayaklarım bilmediğim bir sebepten su topladı. Sonradan öğrendiğin, çoğu kişinin aynı problemi yaşadığı.. Bi sonraki ultrada bu sorunu kesin olarak çözmek lazım. Su toplaması öldürmüyor ama emin olun süründürüyor.

-Beslenmede problem yaşamadık ama bu demek değil ki beslenme hafife alınabilir. Aklımıza geldikçe katı,sıvı,tuzlu,tatlı ufak ufak birşeyler yedik. Mideyi çalıştırdık sürekli.

-136km'de 3000metre civarı kazandık,adamlar 160km'de 10000metre kazanıyor. Ultra için patikalarda daha fazla vakit harcamalıyız. İnişlerde koşmayı,çıkışlarda daha hızlı olmayı öğrenmeliyiz.

-Anladım ki, böyle bir yarışı bitirmek için yaptığınız antrenmanlar sadece ve sadece bir araç. Mental olarak kuvvetli olmak, yarışı bitirmeyi istemek belki de yaptığımız antrenmanların önünde.

-Yarış için iddialı değilseniz grup gitmek büyük avantaj. Gürhan büyük arkadaş:)

-Çok klasik ama gerçekten yarışı etap-etap düşünmek büyük avantaj ve yarış öncesi dersinizi iyi çalışmalısınız. Hangi etap uzun, hangisi kısa, nerede tırmanıyoruz, nerede iniyoruz, hangi istasyonda ne yiyecek var hepsi ama hepsi önemli.

-Şimdi dikkat ettim de, bütün fotolarda gülebilmişim, galiba bundan dolayı bitirebildim. Yarış içi moral hep yüksek olmalı.


İznik'de 136km koşmanın faydalarını özetlersem;
1)Yarış stresiyle geçen,yatakta sağa sola döndüğün uykusuz bir gecen olmayacak:)) Çünkü bütün gece koşacaksın. 
2)35 yaşıma gelmişim,güneşin doğuşunu bu kadar arzuladığım gün sayısı azdır..  
3) Yarıştan sonraki 1 ay yerken,içerken kalori hesabı yapmayacaksın.
4)Bu mesafeyi bitirebilmek gerçekten süper bir duygu,gururunu yaşayacaksın.
5)Bir şeyi istemenin, aslında o şeyi elde etmede ne kadar büyük bir silah olduğunu anlayacaksın.

Marathonist kulübü olarak İznik'te bütün arkadaşlarım çok güzel işler çıkardı. Ben bütün kulüp arkadaşlarımı, yarışan herkesi, gönüllüleri,organizasyonu düzenleyenleri kısaca bu çorbada tuzu olan herkesi tebrik ediyorum,kutluyorum. Ve İznik'teki bu güzelliğin büyüyerek devam etmesini diliyorum.

Yarış datalarım; (not:datalar Gürhan'dan alındı.)

Strava yarış kaydı

Garmin yarış kaydı

Dailymile yarış kaydı

Herkese iyi antrenmanlar...




3 yorum:

  1. Merhaba
    Texas merkezli kosu ve fitness saatimiz Soleus un ozelliklerini inceleyebilmeniz icin adresimiz soleusrunning.com.tr ve sporcusaatleri.com .

    Ozellikleri begenmeniz ve denemeniz dilegiyle, saglikli spor dolu gunler

    YanıtlaSil